รє๓ค's profileبِسْــــــــــــــــــــ...PhotosBlogListsMore Tools Help

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Nasıl düşebildim kalemin mürekkebine. Sorsalar iyi yazıyorsun derler. Kalem de kağıt da bu aciz de O'c.c.'nun kulu! Ben âşık, ben Mecnun, ben yoksul... Sevindir kapındaki aşkının fakirini Allah'ım!...

Sandbox

Loading...

Custom HTML

Esma-ul Husna
 
sitene ekle

...

Photo 1 of 13

รє๓ค ....

Location
Interests
AŞKTIR ...BİR GECE AYI SOL , GÜNEŞİ SAĞ ELİNE VERSELER DE VAZGEÇİLMEZ OLAN ...

Custom HTML

 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 

Video

 

Video

 
Get your own Box.net widget and share anywhere!

Video

 

Onlar;dan’mıyız

 

Onlar;  “Allah (c.c)’ın Adı Anıldığı zaman Kalpleri ürperir.”
(Enfal-2)

Onlar; “Allah (c.c)’a asla şirk koşmazlar.”
(Furkan-6)

Onlar; “(Her türlü) Zinaya asla yaklaşmazlar.”
(Furkan-6)

Onlar; “Namazlarını Huşu içinde Ve Dosdoğru kılarlar.”
(Mü’minun-2)

Onlar; “Boş şey (Bilinmeyen)lerden tümüyle yüz çevirirler.
“(Mü’minun-3)

Onlar; “Mallarıyla Ve Canlarıyla Cihad Ederler.”
(Tevbe-20)

Onlar; “Cahillerle asla tartışmazlar.”
(Furkan-63)

Onlar; “Kınayıcının kınamasından Hiçbir zaman korkmazlar.”
(Maide-54) 

Onlar; “Emanetlerine ihanet etmezler.”
(Mu’minun- 

Onlar; “Söz verdiklerinde sözünde dururlar.”
(Bakara-177)

Onlar; “Yetimin hakkkını kesinlikle yemezler.”
(Nisa-2)

Onlar; “Yolda kalmışlara yardım ederler.”
(Bakara-177)

Onlar; “insanların kusurlarını affederler.”
(Ali imran-134)

Onlar; “Yalnızca Allah (c.c)’a dayanıp güvenirler.”
(Mücadele-10)

Onlar; “Yeryüzünde Alçak gönüllü olarak yürürler.”
(Furkan-63)

Onlar; “Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler.”
(En’am-151)

Onlar; “hakk’ı bile bile gizlemezler.”
(Bakara-42)

Onlar; “inananlara ‘Sen Mü’min değillsin’ demezler.”
(Nisa-94)

Onlar; “Namuslarını (ırzlarını) korurlar.”
(Mü’minun-5)

Onlar; “Anne Ve Babalarına öf Bile Demezler.”
(isra-23)

Onlar; “Kötü (kem) zanndan ve gıybetten kaçınırlar.”
(Hucurat-12)

Onlar; “Ahidlerine (Sözlerine) sadıktırlar.”
(Mü’minun-

Onlar; “Zekatlarını hakkkıyla Verirler.”
(Bakara-177)

Onlar; “Mü’minlere karşı alçak gönüllüdürler.”
(Maide-54)

Onlar; “Darlıkta ve bollukta da infak ederler.”
(Ali imran-134)

Onlar; “Gerçekten felaha kavuşanlardır.”
(Mu’minun-1)

Onlar; “Allah (c.c)’ın ayetlerini az bir menfaatle değiştirmezler.”
(Ali imran-199)

Onlar; “Rasullerden hiçbirini birinden ayırt etmezler.”

Vermek çoğalmaktır

Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.”

“Hayır, hayır” diye atıldı köylü. “Ben bunları sana getirdim.”

“Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.

“Evet!” diye ısrar etti köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana hergün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.”

Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.

Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı.

“Üzümleri ona hediye edeyim. Kimbilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.”

Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü:

“Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.”

Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti:

“Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu İlâhî sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.”

Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.

Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı da.

Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile.

İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve birşeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı.

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

Belki bir nev'i tevhid ayetleri bunlar.. “Belki” değil öyle, bakın nasıl başlıyor:
 
Allahu lailahe illa hu
muhteşem ve çok vurucu! Baştan tüm ilahlar yerle bir ediliyor, temizleniyor mekan ve eşsiz bir tek Olan vurgulanıyor!
 
Ah nefsim dön de bak, oku içine Ayetelkursi'yi..
Oku, sor içine: O mu tek içinde? Yok mu başka ilah?

-İlah mı?
-Sen ne diyorsun yahu?
?
Temizledin mi ağyardan yüreğini? İlla sen ya Rabbi! dedin mi?
 
“Allahu lailahe illa Hu”
Deyip de, gayrısına yüz suyu döküyorsan..

Sevgini, korkunu, umudunu O'ndan gayrısına yöneltmişsen..

Ah ki ah!. Kaç Ayetelkursi temizler seni?!

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?


“Allahu lailahe illa Hu” Dikkat ettiniz mi ne kadar çok esma var içinde bu sûrenin?
 
Elhayy'ul Qayyum

 
Ya Hayy! Çokça zikrettiğim bir esma..Hani insanın ağzından çoğu kez gayri ihtiyari bir ayet, bir esma, bir zikir çıkar ya hep?  Benden genellikle Ya Hayy! çıkıyor işte..Ve geçen öğrendim bu ismi zikredenler maddeten ve manen genç kalırlarmış :)

 

El Hayyul Qayyum..

Hayy, hep diri olan hiç ölmeyen-ölmeyecek olan

Qayyum, ipleri hep elinde tutan

Hep diri olana yaslan ey nefsim..Hiç ölmeyene,

İpleri elinde tutana, kumanda hep elinde olana..
Ve kendini beğendir O’na, razı et, razı ol ki O’ndan O da sevsin seni..

Ümitsizlik yok asla çünkü O
Qayyûm..

Olmayanı, olmayacak sandığını son anda olduruverir..

Çok vurucu
Qayyûm ismi, O’nun Qayyûmiyeti ve bunun farkındalığı..

Çok büyük bir güç hem..Beni çok etkiliyor..

Ya Qayyûm! Diye haykırarak, gözyaşlarıyla kucağına sığındığım anlar çoktur..

Elden geleni yapıp, sıkıştığında, O’na bırakınca işleri,

O’nu Vekil tayin edince, olmayanı olduruyor..Tek tek onarıyor kırıklarını..

 

O’na dayanan darda kalır mı hiç ahh..Yeter ki dayan!

Yeter ki bil, O Qayyum’dur, mülkünde söz sahibidir.

“Ol!” derse oldurur, umutsuzlukları umuda çeviren yalnız O’dur..

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

La te’huzuhû sinetuvvelâ nevm

O, uyumadığı gibi uyuklamaz da!

Nasıl bir güvenlik beyanıdır bu ya Rabbi?! Nasıl da huzur veriyor insana..

 

Yeni doğmuş bir bebeğin anne kucağında tüm tehlikelerden emin, her ihtiyacı karşılanmış şekilde rahatça uyuması gibi..
Uyu sen! Rahat ol, ben varım! Ben uyumuyorum asla da uyumam..
Her an seni koruyup-kollamaktayım..
Hiç kimseden de korkma!

Ben herşeyi görür-bilirim; Maddeten ve manen; açıkladıklarını da, gizlediklerini de..Sen yeter ki bana sığın, sana kimseden zarar gelmez!

Koşsana bu kucağa! Sarılsana..Teslim ol-Kurtulsana!

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?


Lehu mâfissemâvâti ve mâ filard

Göklerde ve yerde bulunanların tek sahibi O’dur.

İlk sahne:
Hani titrersin ya yeryüzü sultanlarından..Heyecanlanırsın huzura çıkacağın zaman, elin ayağın dolaşır hani, ne diyeceğini şaşırırsın belki..
O, sultanlar sultanı..Gökte ve yerde ne varsa hepsi O’nun..Uçsuz bucaksız bir memleket, mülk saltanat..Ve sana şah damarından, yani sana senden daha yakın..

 

Düşün ki her an huzurundasın!

İkinci sahne: Korkma sakın! Huzursuz olma..Gelecek endişesi seni sıkmasın.
Herşeyin sahibi benim, istediğime veririm, istediğimden de alırım..

Ve son sahne: başka açıdan: Yani? Yani sen de kim oluyorsun ki?
Kendini gerçek sahip sanıp yorulma! İdaresine asla güç yetiremezsin!
Sakın böbürlenme, büyüklenme, kibirlenme de!
Sana ait sandığın herşey, benim mülkümden sana lütfettiklerimdir, emanettir sende.. Emanetlerimi istediğim an geri alırım-alabilirim!

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

Men zellezi yeşfeu indehû illa biiznih
O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir?

Hep sarar yüreğimi sıcacık bu ayet..
"Korkma!" der O var..Korkma, O izin vermezse sana hiç kimse ne bir hayır ne de bir kötülük yapabilir..Korkma! Bana dayan..Bana dayanan asla darda kalmaz..

Madem böyle, gel sadece bana kul ol!

Yorulma sana hiç faydası olmayacak, üstelik de seni zillete düşürecekler karşısında..Bana hakiki kul olanı sultan ederim, dünyayı ona hizmetçi kılarım.."

 

Bu, dünyaya bakan yüzü ayetin..Öte yüzde ise; mahşerin kavrulmuşluğunda imdada yetişecek O sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaati..

Ya Veduddd! Esirge beni ne olur..

Cennetlerine sakla yüreğimi..

Ya Mucîb kabul eyle dileğimi..

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ halfehum

O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir

Velâ yuhîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe

Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.

 

Alemde tesadüf yok, ilimler hep hazinende

Sır, izin verdiğince ancak, âyân olur aleme!..

 

Ya Alîm ya Fettah!

 

Öyle ya Rabbi evet! Hakkımda tasarlananı dahî bilirsin

Ne kadar gizleseler de sen herşeyden haberdarsın!

 

Madem ki böyle, neden sakınayım? Kimden niçin korkayım?!

 

Başa gelse bile sendendir, hikmetlidir..

Ve boynum, bilirsin kıldan incedir.

 

İnsanın, herşeyin sahibi, bilen, gözeten, hiç Uyumayan’ın kucağında olması ne güzel ne güvenli..

 

Ah ya Rabbi! Kucağında tut beni,

O dipdiri sînende ebedi uyut beni..

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

Vesia kursiyyuhussemâvâti vel ard.

O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.

Velâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.

Onların korunması, O’na güç gelmez, O pek yücedir, pek büyüktür.

 

Ah ya Rabbi her yerdesin, bilmekte görmektesin..

Zor gelmez asla sana “kûn feyekûn” dersin.

Ya Rab “Ol!” dersen olur, bildim söyledim her dem..

 

Ben razı oldum senden..

Verdiğinden-vermediğinden..

Ve tasdik ettim gönülden.

 

Şahidsin her ânıma, sen de razı oluver benden.

 

Sen Âyetelkursi’den nerdesin?

 

Efendim, Ayetelkursi'nin, her namazdan sonra, gece yatmadan önce, arabaya binince vb. okunması konusunda teşvik eden pek çok hadis var malum.. Çünkü zırh gibidir hem manen hem maddeten koruyucudur.. Anlamını işte böylece bildikten, içimize yazdıktan sonra ancak anlıyoruz mesajı; Rabb’in bizi saran, dirilten gücünü..

 

Hiç bu yukarıdaki ayetleri okur da insan umutsuz olabilir mi?

Korkar mı kimseden?

Başına ne gelirse gelsin yıkılır mı?

 

Hayır tabii ki..işte bunun için ve de böyle okumalı daim;

Hayatımızın içinde olsun, içimizde hayat olsun, diriltsin bizi her an diye..

 

Ya Rab, okuduklarımızı hayata geçirmeyi nasib eyle..

Bizleri daim seninle meşgul eyle..

Okuduğumuz sûreleri burada da orada da bize arkadaş eyle, amin.

 

Muhabbetle efendim..

 

Ayşe Reşad

''Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulşmak istiyorum...

 

Kainatın Mayası Muhabbettir...Senai Demirci

  

12 MART-İstiklal Marşı’nın Kabulünün 88. Yıldönümü

Bedirhan Gökçe yorumuyla...
 
 
 
 

PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ

 

PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ

 

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,

Aylar bize hep Muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi...

Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!

Âlem bugün üç yüz elli milyon

Mazlûma yaman bir âlem oldu:

Çiğnendi harîm-i pâki şer'in;

Nâmûsa yabancı mahrem oldu!

Beyninde öten çanın sesinden

Binlerce minâre ebkem oldu.

Allah için, ey Nebiyy-i mâ’sûm,

İslâm'ı bırakma böyle bîkes,

İslâm'ı bırakma böyle mazlûm.

Sıkıntılar Sabırla Sevaba Çevrilir...

 


Bir adam gelip şöyle sordu:

– Ya Resulallah bana öyle bir anlayış haber ver ki onunla amel edince cennete gideyim!

Şöyle cevap verdi Allah Resulü, cennete gitmek isteyen adama:

– Allah’ın senin hakkındaki kaza ve kaderine razı ol, şikâyet etme, istediğine kavuştun gitti!

* * *

Evet, bir insan, Allah’ın kendisi hakkındaki takdirlerine nefsini razı eder de ne gelirse itaat edip, şikâyete yönelmezse gerçekten de cenneti kazandı gitti demektir.
 Neden böyle? Çünkü insanın hayatında hep iyi şeyler yaşanmaz. Bazen yokluk, hastalık, çeşitli sıkıntı hayatı sıkar, zorlaştırır. Dayanma gücünü azaltabilir...

İşte böyle anlarda Allah’ın takdirine rıza göstermek, Müslümanın temel vasfıdır.

Bu temel vasfın imanlı insana kazandırdığı misilsiz sevabı Efendimiz (sas) bir hadislerinde şöyle ifade buyurmuşlardır:

– Hayret ederim müminin Allah’ın takdiri karşısındaki teslimiyetine. Ona üzücü bir musibet verse sabreder kazanır. Sevindirici bir nimet lütfetse şükreder yine kazanır!

Daha doğrusu kadere razı olan mümin, başına gelen her hali teslimiyetle karşıladığından rahatlık gelse de kazanır, sıkıntı gelse de kazanır. Kazaya rıza hali, onu bu makama, bu rahata yükseltir.

Şurası bir gerçektir ki, insan hayatı boyunca maruz kaldığı sıkıntı ve musibetlere ne kadar dayanır, sabır ve teslimiyetle mukabele ederse o nispette olgunlaşır, Allah yanında makamı yükselir.


Bu konuda bir hadislerinde Efendimiz (sas) Hazretleri şöyle buyuruyor:

– Sıkıntı ve musibetlere sabreden insanlar Allah yanında öyle yüce makamlara mazhar olurlar ki, ibadetleriyle o makamlara çıkamazlar!. Nitekim bu konuyu bir misalle izah eden Lokman Hekim de şöyle der:

– Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri meydana çıkarsa, Allah’ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri teslimiyet ve sabırla karşılayarak olgunlaşır, Allah’ın saf, temiz kulları olduklarını meydana çıkarmış olurlar. Başa gelen musibet ve sıkıntıları ikiye ayıran alimlerimiz derler ki:

– Kulun maruz kaldığı musibetler bazen makamının yükselmesi için olur. Bazen de işlemiş olduğu günahın cezasının ahirete tehir edilmeyip burada verilmesinden dolayı olur. Her iki hal de kulun lehinedir. Kul bu inceliği bilirse tabi. Bu konuda yaşanmış şu olay fevkalede çarpıcı bir belge mahiyetindedir. Sahabeden bir zat cahiliye devrinde tanıdığı bir kadınla karşılaşır yolda. Sohbetten sonra ayrılıp da giderken kadına doğru bakarak yürüdüğünden ayağı çukura girip yere düşer, kolu kırılır. Doğruca Resulüllah’ın huzuruna gelen sahabi durumu aynen anlatınca Efendimiz (sas) şöyle açıklamada bulunur:

– Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu günahının cezasını burada takdir eder, ahirete tehir etmez! Böylece kul burada cezasını çektiğinden ahirette kurtulur. Anlaşılan kolun kırılması, geriye doğru ısrarla bakmanın dünyevi bir cezası olarak yorumlanmıştır.

* * *

Başa gelen sıkıntı ve üzücü o olaylar ister makamın yükselmesi için gelsin, isterse günahın cezası olarak musallat olsun sonuçta sabreden kazanır. Hatta kaybediyor gibi görünürken kazanır. Allah’ın takdirine rıza inancı insanı böylesine teslimiyetli hale getirir. Bu inanç sıkıntılara dayanma gücü verir. İmanlı insanlar kolay kolay yıkılmaz, hep ayakta dururlar. Başkalarının boğulduğu yerlerde onların ayakları bile ıslanmaz.

* * *

Aslında korkulacak musibet dine gelen musibettir. Dinin emrini yaşama imkanından mahrum kalma musibetidir. Bu musibetin insana kazandıracak bir şeyi yoktur.

Ama dünyevi musibetler zahmetini burada bırakır rahmetini ahirete seninle gönderir. Onun kazancı kesindir. Bundan dolayıdır ki, büyük alim Sehl’e şikâyette bulunan bir adam:

– Evime hırsız girmiş ne var ne yok hepsini de çalıp gitmiş, dedi.

Sehl ise şöyle cevap verdi:

–Üzülme bunlar (dini değil) dünyevi musibetler.
 Ya kafana şeytan girse de kalbindeki imanını çalsa ne yapardın?
Ahirete imanını çaldırmış olarak gitmekten daha büyük musibet var mı? 

 



 

Yorumsuz bir eşek hikayesi…!

Ankara İlahiyattan Prof Hayri Kırbaşoğlu’nun tercüme ettiği “Arab’ın eşeği” başlıklı yazıyı okuyunca, ‘hiç yorum yapmadan yayınlanacak bir hikaye’ diye düşündüm.

 Arab’ın eşeği

Adamın birisinin tarlasına bir eşek girer. Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye başlar. Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın bu adam? Cevap vermesi zor bir soru!

Adam hemen hızla eve gider. Alet edevatlarını getirir. İşin beklemeye tahammülü yok! Uzun bir sopa, bir çekiç, bir miktar çivi ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir.

Mukavvanın üzerine şöyle yazar:

"Ey eşek tarlamdam çık!"

 

Sonra mukavvayı uzun sopaya çakar çivi ve çekiçle…

Tarladaki ekinleri yemekte olan eşeğin yanına varır. Elindeki pankartı kaldırır ve sabahın köründen güneş batıncaya kadar elinde pankartla dikilir.

Fakat eşek çıkmaz!

 Adam şaşkındır. "Belki de eşek pankartta ne yazıldığını anlamamıştır?" diye düşünür. Eve döner ve yatar uyur. Ertesi sabah çok sayıda pankart hazırlar. Çocuklarını ve komşularını da çağırır. Köy halkını galeyena getirir.

"Yani bir zirve toplar"

 

İnsanları kuyruklar halinde dizer. Ellerinde pankartlar:

"Ey eşek tarladan çık!"

"Eşeğe ölüm!"

"Yazıklar olsun sana ey eşek tarla sahibinden ne istiyorsun?"

 

Eşeğin ekinleri yemekte olduğu tarlanın etrafını çevirirler ve başlarlar slogan atmaya:

"Çık ey eşek, çıkmazsan fena olur! Eşek Eşek!”

 

Eşek yemeğe devam eder ve etrafında olup bitenlere dönüp bakmaz bile. Ertesi gün de güneş batar. İnsanlar bağırmaktan, slogan atmaktan yorulmuş ve sesleri kısılmıştır. Bakarlar ki eşek kendilerine aldırmıyor, dönerler evlerine.

 

Başka bir çözüm bulmak lazım!

Üçüncü günü sabahı Adam Eşeği çıkarmak için yeni bir plan yapar. Çünkü ekinler ha bitti ha bitecek hale gelmiştir.

 

Adam yeni icadını getirir. Eşeğin kuklası. Gerçek eşeğe çok benziyor. Eşeğin tarlada ekinleri yediği yere gelince, eşeğin gözleri önünde, Eşeğe çıkması için bağırıp duran kalabalık köylülerin önünde, Maket üzerine benzin döker ve eşek maketini ateşe verir.

 

Kalabalıklar tekbir getirir. Eşek de ateşin olduğu yere bakar sonra da umursamaksızın tarlada otlamaya devam eder.

Amma da inatçı eşekmiş yahu!                

 

Laftan anlamıyor. Bu sefer eşekle görüşmek için heyet gönderirler. Derler ki: “Tarla sahibi kendisinin tarlasından çıkmanı istiyor. Haklı olan o! Sana düşen çıkıp gitmek.”

Eşek onlara bakar sonra otlamaya devam eder. Hiç onlara aldırmaz.

 

Başarısız birkaç girişimden sonra Adam başka bir aracı gönderir. Aracı eşeğe der ki:

“Tarla sahibi tarlanın bir kısmından vazgeçmeye hazır.”

Eşek yemeye devam eder, dönüp bakmaz bile. “Üçte birini sana vermeye razı!”

Eşek yine cevap vermez.

"Yarısını verecek!"

Eşekte yine cevap yok

“Peki peki! İstediğin kadar alanı sen belirle, ama belirlediğin alanın dışına çıkma.”

 

Eşek başını kaldırır. Artık yiye yiye iyice doymuştur. Tarlanın kenarına doğru biraz ilerler. Kalabalığa bakar ve düşünür. İnsanlar sevinirler. Nihayet eşek anlaşmaya yanaştı. Tarla sahibi tahtaları getirir. Tarlayı ikiye böler. Eşeğin olduğu hisseyi ona bırakır.

 

Ertesi sabah tarla sahibini bir sürpriz beklemektedir. Eşek kendi hissesini bırakmış. Tarla sahibinin hissesine dalmış otlamaya burada devam ediyor.

 

Kardeşimiz tekrar pankartlara müracaat eder ve mitingler yapar. Anlaşılan faydası yok. Bu eşek laftan anlamıyor. Galiba bu, bu yörenin eşeği değil herhalde başka bir köyden gelme.  

Adam artık tarlanın tamamını eşeğe bırakmayı ve başka bir köye gidip yeni bir tarla edinmeyi düşünmeye başlar.

 

Bu ümitsizce çabalara işgalci, inatçı, mütekebbir, saldırgan ve zarar kaynağı  eşeği çıkarmak için sergilenen bu çabalara katkıda bulunmak için küçük bir oğlan çocuğu da kalabalığın olduğu alana gelmişti.

Çocuk kalabalıkları yararak tarlaya girdi. Eşeğin yanına vardı. Küçük bir sopa ile eşeğin kıçına vurdu.

O da ne? Eşek dört nala tarlayı terk ediyor!

 

" Hay  Allah!" diye bağırır herkes. "Bu ufaklık hepimizi rezil etti"

 Hepimizi komşu köyler nezdindede maskara edecek Hemen oğlan çocuğunu oracıkta öldürürler, eşeği de tekrar tarlaya sokarlar ve çocuğun "şehit olduğu" haberini etrafa yayarlar.

 

Sait ÇAMLICA

 

 

Kırmızı gülKırmızı gülKırmızı gülGELİŞİNİZ GÜLE GÜLE

    GİDİŞİNİZ GÜLE GÜLE

            HER İŞİNİZ GÜLE GÜLE  Kırmızı gülKırmızı gülKırmızı gül 

 

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook

 

 

Ey İman edenler! Kendinizden olanlardan başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri durmazlar. Sizin hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından belli olmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünüyorsanız, sizlere ayetlerimizi açıklamışızdır.”

(Al-i İmran: 118)

hayırlı cumalarınız olsun 
 

RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

 

1 day ago

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook

 

 

 Şahit olmak, sahip olmaktan daha şereflidir...
Kimsenin görmediği sen, şimdi, seni yoklukta göreni "görmekle" görevlendirilmişsin. Görmekle görevlendirilen sen, görünür değildin, görür de değildin. Görünmen için var olman gerekirdi en azından. Ama O senin yokluğunu gördü, seni yokluğunda da gördü. O seni gördüğü için sen var oldun, görünür ve görür oldun.
Hiç görünür olmasaydın, hiç bir gözün gözdesi olmayacaktın. Görür olmasaydın, görür olmadığını bile görür olamayacaktın. Sana herkes kör olacaktı. Dahası, sana kör olduklarına da kör olacaklardı. Seni görebilmek için aramaya çıkmayacaklardı bile. Seni görmek için gözleri yolda olmayacaktı bile. Gözleri seni görmüyor diye huzursuz olmayacaktı. Sen her şeye kör olacaktın. Dahası, herkese kör olduğuna da kör olacaktın. Görmek için ışık bile aramayacaktın. Görecek bir şeylere ihtiyacın olduğunu bile göremeyecektin. Işık olsa bile gözüne değmeyecekti. Gözlerin görünmeye değer şeyleri görmeye değer bulunmamış olacaktı.
Şimdi, nerede durduğuna bir bak.. En başında söylemen istenen cümleyi bir daha düşün: "Eşhedü..." Yani, "Ben şahitlik ederim ki..."
Görülmeyen ve görmeyen senin, hiç görülmese görülmesi beklenmeyen senin, hiç görmese görmeyi beklemeyen senin, zaten görünmeye değer olana ve görene "şahit"olarak seçilmen, ne büyük sürpriz.. O ki görendir; sen görmesen de görünürdü. Seni tanık seçmese de görünürlüğünden bir şey eksilmezdi.
Sen görünür değilken seni gören, şimdi kendisi görünür değilken "beni gör!" diyor. Üstelik senin görünmeme nedenin yokluğundu. O'nun görünmeme nedeni ise varlığının sınırsızlığı, sonsuzluğu. Üstelik, senin görmen O?nun görmesinden ödünç alınmış. Senin O'nu görmene O hiçbir şekilde muhtaç değil. Seni yok olduğun halde göreni, Sen zaten var olduğu halde görmekle "şehit" sayılıyorsun. Görmeye ve görünmeye muhtaç sen, görmeye ve görünmeye asla muhtaç olmayan O'na "şahit" olmayı O'na lütuf sanıyorsun.
Oysa...
Sen görünmezdin.
Görünmediğin halde O gördü seni.
Görünür eyledi.
Oysa...
Sen görmezdin.
Sen görmediğin halde, senin görmediğini O gördü.
Seni görür eyledi.
Görünür ve görür eylediği sana iltifat etti.
Senin O?nun görünür ve görür olduğu gerçeğine şahitlik etmeni istedi.
"Beni gör!" dedi.
Gördün mü aldığın şerefi?
Gördün mü hiç görünmez yerlerden sana ulaşan iltifatı?
Gördün mü hiç göremediğin taraflardan sana edilen ihsanı?
Öyleyse...
Sahip olmaya değil, şahit olmaya özne ol!
"Ben" diye başlamayı hak ettiğin tek cümle şu olmalı:
"Ben şahitlik ederim ki, yoktur ilah, ancak Allah var."
"Ben" öznesinin önüne, sonu gelmez, seni doyurmaz, elinde kalmaz şeyleri dizme.
De ki: "Ben sahip olmaya değil, şahit olmaya geldim."
senai demirci
 

RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

3 days ago
 

"Rabbimizin bütün emirlerinde bizim bilebildiğimiz veya bilemediğimiz nice hikmetler ve faydalar vardır.Hepsinde de bizim dünya ve ahiret saadet ve huzurumuz gözetilmiştir. Örtünme emri de böyledir. Bu emriyle Rabbimiz,insanlığın çağlar boyunca ihtiyaç duyacağı bir esası koymuştur. Her devirdek geçerliliğini koruyan bu İlahi hükme uyma,dini duyguların zayıfladığı günümüzde daha bir önem kazanmıştır. Tesettür kalkanına sığınan kadınlar,kalblerinde kötü düşünceler tasıyan kimselerin hırslarını kesmiş,korunmuş,huzursuz edilmekten kurtulmuş olacaklardır. Yüzlerce örneklerle de görülmektedir ki, örtülü kadınlar diğerlerine göre daha çok hürmet görmektedirler.  Örtü, mümin kadının şeref ve itibar madalyasıdır. İzzetinin şiarıdır.O örtüyle kadınlığa ait güzelliğini,nezaket ve samimiyetini,temizlik ve iffetini büyük ölçüde korur,kıymet ve asaletini yitirmekten,kem nazarların iştahını açmaktan kurtulur. Kadın misk gibidir. Misk kapağı kapalı kaldıkça kendini muhafaza eder,yoksa uçup gider. İffetli bir kadın,güzel kokular sürünüp tahrik edici bir kılık kıyafetle nasıl yabancı erkeklerin arasına çıkabilir?Kadının örtünmesi gereken bir 'avret' olduğunu belirten Peygamberimiz, sokağa çıktığında şeytanın onu daha cazip göstereceğini bildiriyor. Onun güzel kokular sürünüp erkeklerin aralarına katıldığı veya yanlarından geçtiğinde bir göz zinası günahı kazandığını söylüyor ve  'Harama bakan her göz, göz zinası yapmış olur'buyuruyor. Peygamberimizin mümin kadınları sakındırdığı kıyafetlerden biri de teni gösterecek derecede şeffaf kıyafetlerle sokaklara dökülmeleridir. Zamanında görmediği,fakat sonradan çıkacak Cehennem halkından iki sınıftan biri de böyle kadınlardır. O kadınlar ki, giyinmişlerdir, fakat gerçekte çıplaktırlar.Vücutlarının çirkin yerlerini örtüp cazip kısımlarını açmakta,tenlerinin rengini gösteren ince elbiseler giymektedirler.Vücutlarını sağa sola eğip çalımla ve kırıtarak yürümekte, saçları da develerin hörgüçlerini andırmaktadır.Bunlar tövbe edip ALLAH'ın emrine uymadıkları sürece Cennete giremeyecek, onun kokusunu dahi alamayacaklardır. Müslim libas 125 , Cennet 52     Görüldüğü gibi ALLAH'ın emrine uymayıp da nefsin arzularına göre hareket edenleri hem dünyada, hem de ahirette sıkıntılar beklemektedir. Rahatlık isteyen tesettür zırhına girmelidir."



 EY RABBİM 

Bizleri seni hatırlatacak haller,
seni anlatacak diller

 sevginle dolup taşan 
aydınlık kalpler nasip eyle.
RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...
June 19
http://img188.imageshack.us/img188/8189/cumarbg.jpg

ALLAH'IM
Bizi bize bırakma kendi haline bıraktıkların rezil oldu sefil oldu.
Bizi aciz aklımıza teslim etme Ya Rabbi aklına güvenenler aklıyla ancak ahmaklığını buldu.
Allah'ım bizi kendine yakın et,elçin Muhammed'e yakınken uzak kalan Ebu Talibe ne yazık oldu.
Uzaklardan sana yaklaşan Necaşi ne iyi etti de seni buldu.

Allah'ım kalbimizi aşkınla doldur, Aşkınla ağlat aşkınla güldür.
Sana açılmayan çiçeği soldur,gülü de soldur.
Seni anmayan dili lal et isyankar sesleri sustur.
 
Ya Rabbi biz aciziz biçareyiz acizliğimize katından bir çare indir.
Bizi kibirden,gururdan uzak kıl.Lütfunla kuşat bizleri rahmetinle sevindir.
Ya Rabbi senden başkasına yönümüzü çevirme ne olur ömrümüzü de yolunda son buldur.
Kalemi senin için tutalım kılıcIda senin için Ya Rabbi ölümümüzü hayırlı eyle son nefeste bizi imanla doldur,ya Şehit olayım yolunda yada secdedeyken bizi öldür.
 
Aldığımız nefesi veriyorsan eğer Rabbim diye verelim.
Günümüzü elhamdülillahla bitireyülim,
seni çok seven kullar gibi adın geçince ansızın kalbimizin ritmi dursun bizde kendimizden geçelim.
 
Seni anarak uyuyalım seni anarak uyanalım.
Bize şah damarımızdan daha yakınsın ya her atışında kalbimiz bizde seni hatırlayalım.
Allah'ım bizi amelimizle değil rahmetinle yargıla .
Ameline güvenenler bir gözün bile hakkını veremez sana güvenenler kendinden emin kullardır,kör gözleriyle herşeyi görürler.
Sevabımız azdır günahımız çok
senden başka bu kullarının gidecek kapısı yok.
 
Allah'ım bizi varlıkla kendimizden geçirme.
Allah'ım bizi yoklukla terbiye etme.
Allah'ım kitabımız sağ elimizden verilsin
Allah'ım senin rızan bizim hediyemiz olsun,
atmasına izin verdiğin şu kalbimiz aşkınla atsın aşkınla dursun...

...Cuma'nın ferahlığı sarsın ömrün/m/üzü...



June 5
ecidal .wrote:


 

Peygamber Efendimiz ile Hz fatıma arasında bir sohbet

Müjdeler olsun ey kızım!”
Hazreti İmrân bin Husayn şöyle anlatır: Bir gün Peygamber efendimiz bana buyurdu ki:
- Yâ İmrân sen de bilirsin ki biz seni çok severiz. Kızım Fâtıma rahatsızmış. Eğer beraber gelirsen onun ziyâretine ve hatırını sormaya gidelim.
Kalktım beraberce Fâtımatüz Zehrâ’nın evine gittik. Peygamber efendimiz kapıyı çaldı ve Esselâmü aleyküm yâ Ehle Beytî diye selâm vererek içeri girdiler. Fâtımatüz Zehrâ da cevap verdi: “Ve aleyküm selâm sevgili babam yâ Resûlallah!”
- Kızım yanımda İmrân bin Husayn da vardır. Onunla beraber geldik başını ört!
- Babacığım seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki bu yün örtüden başka örtünecek bir şeyim yoktur.
- Kızım işte onunla örtün!
- Ey Babacığım! Başımı örtsem vücudum vücudumu örtsem başım açık kalır.
- Bu örtüyü düz düzüne değil de köşeleme yâni uzunlamasına ört ki vücudunun her tarafını kaplasın.
İmrân bin Husayn diyor ki:
Ben dışarıdan bu konuşmaları işittikçe gözlerimden yaş ciğerlerimden kan geliyordu. Hz. Fâtıma’nın dünyaya hiç bağlanmamasına gıpta ediyordum. Nihayet Hz. Fâtıma sevgili Peygamberimizin târifleri üzere güzelce başını bağlayıp örttükten sonra içeri girmeme izin verdiler. İçeride Peygamber efendimizin arkasında oturdum.
Peygamberimiz “Kızım nasılsın rahatsızlığın nasıl oldu?” diye hatırlarını sordular. O da dedi ki: “Babacığım bu gece çok rahatsızdım. Sancıdan sabaha kadar uyuyamadım. Şimdi öyle bir hâldeyim ki bir lokma ekmek yemeye bile takatim kalmadı. Açlıktan çok bitkinim.”
Bu söz üzerine Allahü teâlânın habîbi Resûl-i ekrem efendimizin mübârek gözlerinden yaşlar boşandı. Buyurdular ki:
- Kızım sakın hâlinden şikâyet etme! Allahü teâlâya yemin ederim ki ben yaratıkların en üstünü Allahü teâlânın habîbi olduğum hâlde üç gündür mideme bir lokma ekmek girmedi. Hâlbuki Rabbimden istesem beni doyuncaya kadar yedirir. Fakat ümmetime ibret olması için geçici rızıkları sonsuz rızıklar için feda ettim.
Resûlullah efendimiz sonra mübârek elleriyle Hz. Fâtıma’nın omuzlarını tutarak buyurdu ki: “Müjdeler olsun ey kızım sen Cennet kadınlarının hanımefendisisin!”

Peygamber efendimiz Hz. Fatıma’yı çok öperdi. Eşi Ayşe bu harekete çok şaşırarak Resulullah’tan (s.a.a.) sebebini sordu. Resulullah efendimiz ona şöyle söyledi: Mirac gecesinde cennete girdiğimde Cebrail bana cennetten bir meyve getirdi, ben de meyveyi yedim. Fatıma’nın yaradılışı o meyvedendir ve ben Fatıma’dan cennet kokusunu hissediyorum. Ne zaman cennetin kokusunu özleyecek olursam Fatıma’yı kokluyorum.


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
"Kadınlar oğullar yük yük altın ve gümüş salma atlar davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
(Âl-i İmrân 14)

SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL SAYGILAR

June 3

 

 

 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
Benım de bir yüregim var.
Hep güçlü
Hep mağrur
Hep katı olmalıydım ya
ne de olsa hayat bır oyundu
ve yenilmemeliydim...
sanki ne denli katı olursam
ne denli sevgisiz
o kadar galip gelecektim hayata karsı...
yıllarca taktım maskemi
ne denli kırılgan olsam da
en katısı oldum cevremdekilerin
ne kadar sevmek istesem de insanları
sanki bir parça olsa da
yoktu sevgı kalbimde onlara göre...
güvenmek isterken delice
güvensizligi yasattım herkese
Mungan''ın dedıgı gıbı
kırılgan bır cocuktum ben
bir yanım sarp ucurum
bır yanım cılgın dağ doruğu...

Çünki ben çoktan ögrenmistim
hayatın hiç te pembe görünmedigini
cocukken okudugum masallarda ki gibi degildi ki herşey....
büyüyünce anladım ki
hiçte mutlu sonla bitmiyordu hikayeler...
.........................
ne kadar güçlü görünsem de
kırılgandı hep cocuk yanım bilseler...
kılrılganlıklarım;cocuklugumu aldı ellerimden
büyüdüm...
gercek dünyanın yüzeysel insanlarından oldum ıstemeden...
cocuk gülümsemelerimi örten
somurtkan bir maske takmısım iste farketmeden...
.................
cocukluğum her yıl biraz daha uzaklasmıstı benden
her gecen zamanla biraz daha eksilmistim...
daha donuk olmustu bakıslarım
daha soguktu artık ellerim...
sanki kalbim sadece fiziksel görevi icin vardı
kalp ;sevmeye de yarardı bilirdim
yürek olurdu...
...............
Hep eksiktim
eksitilmis.....
................
Oysa ne kadar özlemistim
sacımın oksanmasını
sefkatle dokunan ellerı ellerıme...
sevgıyle bakılmayalı cok olmustu gözlerıme......
...............
Kırılgan bır cocuktum iste ben
Kırıldım....
Ama şimdi alısık olmadıgım bır gulumseme var gözlerimde
sefkatle bakan gözlerin ne kolayda düsürdü maskemı yüzümden ....
artık benım de bir yüregim var...
yazan cahit akay
      
                 
               
       
Zor gelir sıra vedalara, üzülme gözyaşını dök bitsin…
Ayrıldığımız çarşı kafe…Hergün içinden geçtiğim,geçerken gözümü yukarılara diktiğim çarşı kafe…Ağlamıştın,ağlamıştık iki dertli çocuk gibi…Hiç ağlamadığım kadar…Bilmediğim kadar…Mendilin durur hala yanıbaşımda…Hatıramı, yalan mı,tanık mı bilemedim…Ben dindiremesem de,sen olurda ara sıra içlenir ağlarsan…Bırak gözyaşını…Dök…Bitsin

Zor gelir sıra vedalara, üzülmBir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim
Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim...
Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında, Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında,
Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında,
Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında,
Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim...
sevgilerimle cahit akay

 öaıı 
bana
Zo
iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya beder
sevgilerimle cahit akay
    
                                             Gitme, kal diyemedim.
                                                                 Bitti demiştinya hani,
                                                                 İşte o an benim için bitmiştin...

enim yüreğim dönüşlere kapalıdır,

Gireni çıkartmam, çıkmak isteyeni de tutmam...
Sen yüreğimdeki yerini beğenmedin,
Oysa sana yüreğimin en güzel yerini sunmuştum...
Böyle bir yere sahip olmak isteyen o kadar çok kişi varki,,,
Sen, sana
altın tepside sunulan aşkıyüreğinin tersiyle teptin...


Sözlerin yaktı bedenimi,
Gerçek sandığım o sözler varya...

Gidişin vurdu yüreğimi,

Hiç acımadan, vefasızca...

sevgilerimle
cahit akay
May 26
Zeynepwrote:

Beyaz bir kağıda mahkum hançer-i kelâm..
Mürekkep zindan olmuş el – âlem elinde..
Olmasaydı aşk gölüne minnettar kalem…
Hüznüm boy sürer miydi böyle avare dilimde..!
Bir aşk-ı bâkidir..! MEVLA’dır..! sonsuz bir deryadır..! adı: nâr-ı aşk…

Bir Meryem’dir.. suspus olmaktır.. teslimiyettir.. adı: nâr-ı aşk…
Bir yâre-i hicrandır .. hüzündür.. göz yaşıdır adı: nâr-ı aşk…
Bir Züleyha’dır.. Yusuf-i lisandır .. iffettir.. adı: nâr-ı aşk…
Bir derd-i mübtelâdır.. sabırdır… âh dır adı: nâr-ı aşk…
Bir ahuyu ceylandır.. yârdır.. canândır.. adı: nâr-ı aşk…
Bir mecnundur… ayrılığı vuslattır.. adı: nâr-ı aşk…

Bir muhabbettir..!


MUHAMMED MUSTAFA‘dır. ! yanmaktır… adı: nâr-ı aşk..

May 15
http://img198.imageshack.us/img198/9843/cumatebrigirbg.jpg

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Nahl 90

Sadakallahülazim  / Allah doğru söyledi

http://img194.imageshack.us/img194/9748/kuranrbg.jpg

Sana bir dua eden olsun...

Sen birine dua et..

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır......

Karanlıkları aydınlatan....

Sana ummadık kapılar açan....

Bilmezsin kimin için etti
ğin duadır.......


Seni böyle ayakta tutan....... can dostlardır

headerphoto


"Dünya çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret hayrı..."

(02
. 02. 2001 - Avustralya, Esat Coşan Hocaefendi)

"İslâm'a hizmet her Müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin, vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı (edindiği bilgiler) miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve Müslümanlara faydalı işler yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki, İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi, sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti (şerefi) nasib eylesin!"

(İslam Dergisi, Halil Necatioğlu,. Mart 1998)

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpghttp://img104.imageshack.us/img104/9335/allahrazolsunls0.jpg

May 15
ecidal .wrote:
                                                                                             Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin mahtelefel-melevani ve teakabel-asarani ve kerraral-cedidani vestekbelel-ferkadani ve belliğ ruhahu ve ervaha ehl-i beytihi minnat-tahiyyete vesselame verham ve barik ve sellim aleyhi ve aleyhim teslimen kesiran kesira.
Allah'ım melevan, asaran, cedidan ve ferkadan yıldızları devam ettiği müddetçe Efendimiz Muhammed'e (S.A.V.) salat ve selam eyle. O'nun ve ehl-i beytinin ruhuna bizden saygı ve selam ulaştır.

Şefkatinle sarıp sarmala ruhumu ey sevgili…

ALLAH'ın (c.c.) "habibim diye seslendiği,

Kainatın efendisi, İki cihan güneşi,

İyiler iyisi, Güzeller güzeli, Doğrular doğrusu,

Efendimiz, Kurtarıcı Önderimiz,

Müjdecimiz, Peygamberimiz,

Alemin rahmeti, Cihanın zineti,

Mahşer meclisinin seyyidi,

Yer gök ehlinin medar-ı iftiharı...

Ya Rasûlallah ! Semamız pek karardı,

Nurunu özledik.Seni gözleyecek Veda tepesi aradı hep gözlerimiz...

Nuruna hasret kalan ruhlarımız kirlendi.

Buhran içinde kıvranıyor nurundan mahrum kalan özlerimiz...

Kalplerimiz ağlıyor Sevgili efendimiz, Seni arıyor Senin için atıyor her dem.

Anladık Senden başka can, Senden başka canan yok bize !

Gel ya Muhammed (sav) !

Gel ki paramparça olsun yine tüm putlar !

Gel ki dilşad olsun nuruna sevdalılar !

Gel ki dağılsın semamızdaki kara bulutlar !

Gel ki alem kurtulsun zulümdem, zulmetten !

Sen Seni istemeyenlere bile rahmetsin...


بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم

Onlar Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığını sonra onu nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı? Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.2

De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

O dilediğine azap eder dilediğine de merhamet eder. Ancak O’na döndürüleceksiniz

Siz yerde de gökte de (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.


Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkar edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır( Ankebut 19-23)

İnsanlar fakir olmaktan korkup dünyalık için çalıştıkları kadar, cehennemden korkup korunmak için ahirete çalışsalardı, mutlaka cennete girerlerdi. Yahya Bin Muaz)                                                                                                                                               SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL
May 15

 

Adı Gül'dü
Gülleri severdi en çok
Güldü mü güller açardı gül yüzünde
Güllerle bölüşürdü yalnızlığını
Hep gül beklerdi sevdiğinden
Bir de 'gül mevsimini' takvimlerden
 Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket
Bir gül kokusuna
Bir de 'gül reçeline' dayanamazdı
Hep güller kurutmuştu
Hayatının en hazin sayfalarında
Hep gülerek büyütmüştü sevdasını
Ve her sabah
Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya
Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi
Ahşap bir evin avlusunda
Mis kokulu gülleri derlerdi
Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi
Ne zaman bir haksızlık görse
Kanayan bir gül gibi
Ahh bu dünyada
Gülü gülle tartsalar derdi
Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket
Ne okur ne yazardı
Ağlasa gülleri sular
Gülse gülleri okşardı
Ama ne zaman içli bir şarkı duysa
Güllere bakar uzun uzun dalardı

İşte öyle bir çiçekti
Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi

İşte o kadın
Benim annemdi...
yazan cahit akay

 
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket
                                                             



Zor gelir sıra vedalara, üzülme gözyaşını dök bitsin…

Ayrıldığımız çarşı kafe…Hergün içinden geçtiğim,geçerken gözümü yukarılara diktiğim çarşı kafe…Ağlamıştın,ağlamıştık iki dertli çocuk gibi…Hiç ağlamadığım kadar…Bilmediğim kadar…Mendilin durur hala yanıbaşımda…Hatıramı, yalan mı,tanık mı bilemedim…Ben dindiremesem de,sen olurda ara sıra içlenir ağlarsan…Bırak gözyaşını…Dök…Bitsin
silverblink.gif picture by ea_mia
silverblink.gif picture by ea_mia

Zor gelir sıra vedalara, üzülmBir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim
Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim...
Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında, Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında,
Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında,
Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında,
Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim...
sevgilerimle cahit akay
e gözyaşını d


or
24 Ağu

Zaman Geçiyor...

Nefes almak bile zor geliyor bazen insana.
İhtiyacın olduğunda kimse kalmıyor etrafında.
Pembe arkadaşlıklar yok oluyor karanlıkta.
Acı çekmeye de alışıyorsun zamanla...
Bir süre sonra anlıyorsun çocuk olmadığını.
Kaldırabiliyorsun artık yüreğinin ağırlığını.
Geçmişin katili olup, yeni umutlar doğurmayı,
Öğreniyorsun zamanla,hayat olgunlaştırıyor insanı.
Kötü anları çabuk atlatıp gözyaşını silmeyi,
Zor da olsa, sorumluluk üstlenmeyi,
Karanlıkta dışarı çıkıp yağmurda yürümeyi,
Seviyorsun zamanla, daha çok istiyorsun büyümeyi.
Zaman geçiyor, arıyorsun içindeki saflığı...
Yalnızlık acı veriyor, kalbinde yaşanmayanların pişmanlığı,
Eskiye dönüp sahip olduğun masum inancını,
Kazanmayı arzuluyorsun, sıfırlıyorsun hayatını...
yazan cahit akay


iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya beder
sevgilerimle cahit akay

 
May 10