รє๓ค's profileبِسْــــــــــــــــــــ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيمNasıl düşebildim kalemin mürekkebine. Sorsalar iyi yazıyorsun derler. Kalem de kağıt da bu aciz de O'c.c.'nun kulu! Ben âşık, ben Mecnun, ben yoksul... Sevindir kapındaki aşkının fakirini Allah'ım!... |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Public folders ![]() 05 Aralık
![]() 24 Mayıs'ta deklanşörümüze yansıyanlar__
![]() doğa
![]() Ebru çalışmalarım
![]() ey insnoğlu yeryüzü kitabını oku__
![]() Güller ki O'nu anlatır__
![]() güzel şehrimiz Kastamonu Fotoğrafları
![]() hikmetli sözler
![]() Karadenizin İncisi
![]() kardeşim ve küçük misafirimiz( Başak)
![]() karma resimler
![]() Kutsal Emanetler
![]() o şimdi uzaklarda
![]() Public
![]() Sokaktayım Yürüyorum
![]() Üstad N.F.K_
Onlar;dan’mıyız
Onlar; “Allah (c.c)’ın Adı Anıldığı zaman Kalpleri ürperir.” Onlar; “Allah (c.c)’a asla şirk koşmazlar.” Onlar; “(Her türlü) Zinaya asla yaklaşmazlar.” Onlar; “Namazlarını Huşu içinde Ve Dosdoğru kılarlar.” Onlar; “Boş şey (Bilinmeyen)lerden tümüyle yüz çevirirler. Onlar; “Mallarıyla Ve Canlarıyla Cihad Ederler.” Onlar; “Cahillerle asla tartışmazlar.” Onlar; “Kınayıcının kınamasından Hiçbir zaman korkmazlar.” Onlar; “Emanetlerine ihanet etmezler.” Onlar; “Söz verdiklerinde sözünde dururlar.” Onlar; “Yetimin hakkkını kesinlikle yemezler.” Onlar; “Yolda kalmışlara yardım ederler.” Onlar; “insanların kusurlarını affederler.” Onlar; “Yeryüzünde Alçak gönüllü olarak yürürler.” Onlar; “Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler.” Onlar; “hakk’ı bile bile gizlemezler.” Onlar; “inananlara ‘Sen Mü’min değillsin’ demezler.” Onlar; “Namuslarını (ırzlarını) korurlar.” Onlar; “Anne Ve Babalarına öf Bile Demezler.” Onlar; “Kötü (kem) zanndan ve gıybetten kaçınırlar.” Onlar; “Ahidlerine (Sözlerine) sadıktırlar.” Onlar; “Zekatlarını hakkkıyla Verirler.” Onlar; “Mü’minlere karşı alçak gönüllüdürler.” Onlar; “Darlıkta ve bollukta da infak ederler.” Onlar; “Gerçekten felaha kavuşanlardır.” Onlar; “Allah (c.c)’ın ayetlerini az bir menfaatle değiştirmezler.” Onlar; “Rasullerden hiçbirini birinden ayırt etmezler.” Vermek çoğalmaktırBir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.” “Hayır, hayır” diye atıldı köylü. “Ben bunları sana getirdim.” “Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu. “Evet!” diye ısrar etti köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana hergün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.” Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu. Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı. “Üzümleri ona hediye edeyim. Kimbilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.” Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü: “Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.” Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti: “Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu İlâhî sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.” Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti. Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı da. Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile. İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve birşeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı. Sen Âyetelkursi’den nerdesin?Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Belki bir nev'i tevhid ayetleri bunlar.. “Belki” değil öyle, bakın nasıl başlıyor: -İlah mı? Sevgini, korkunu, umudunu O'ndan gayrısına yöneltmişsen.. Ah ki ah!. Kaç Ayetelkursi temizler seni?!
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
El Hayyul Qayyum.. Qayyum, ipleri hep elinde tutan İpleri elinde tutana, kumanda hep elinde olana.. Olmayanı, olmayacak sandığını son anda olduruverir.. Çok büyük bir güç hem..Beni çok etkiliyor.. Ya Qayyûm! Diye haykırarak, gözyaşlarıyla kucağına sığındığım anlar çoktur.. O’nu Vekil tayin edince, olmayanı olduruyor..Tek tek onarıyor kırıklarını..
O’na dayanan darda kalır mı hiç ahh..Yeter ki dayan! Yeter ki bil, O Qayyum’dur, mülkünde söz sahibidir. “Ol!” derse oldurur, umutsuzlukları umuda çeviren yalnız O’dur..
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
La te’huzuhû sinetuvvelâ nevm O, uyumadığı gibi uyuklamaz da! Nasıl bir güvenlik beyanıdır bu ya Rabbi?! Nasıl da huzur veriyor insana..
Yeni doğmuş bir bebeğin anne kucağında tüm tehlikelerden emin, her ihtiyacı karşılanmış şekilde rahatça uyuması gibi.. Ben herşeyi görür-bilirim; Maddeten ve manen; açıkladıklarını da, gizlediklerini de..Sen yeter ki bana sığın, sana kimseden zarar gelmez!
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Göklerde ve yerde bulunanların tek sahibi O’dur.
Düşün ki her an huzurundasın! Ve son sahne: başka açıdan: Yani? Yani sen de kim oluyorsun ki?
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Men zellezi yeşfeu indehû illa biiznih
Bu, dünyaya bakan yüzü ayetin..Öte yüzde ise; mahşerin kavrulmuşluğunda imdada yetişecek O sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaati.. Ya Veduddd! Esirge beni ne olur.. Cennetlerine sakla yüreğimi.. Ya Mucîb kabul eyle dileğimi..
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ halfehum O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir Velâ yuhîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
Alemde tesadüf yok, ilimler hep hazinende Sır, izin verdiğince ancak, âyân olur aleme!..
Ya Alîm ya Fettah!
Öyle ya Rabbi evet! Hakkımda tasarlananı dahî bilirsin Ne kadar gizleseler de sen herşeyden haberdarsın!
Madem ki böyle, neden sakınayım? Kimden niçin korkayım?!
Başa gelse bile sendendir, hikmetlidir.. Ve boynum, bilirsin kıldan incedir.
İnsanın, herşeyin sahibi, bilen, gözeten, hiç Uyumayan’ın kucağında olması ne güzel ne güvenli..
Ah ya Rabbi! Kucağında tut beni, O dipdiri sînende ebedi uyut beni..
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Vesia kursiyyuhussemâvâti vel ard. O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Velâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm. Onların korunması, O’na güç gelmez, O pek yücedir, pek büyüktür.
Ah ya Rabbi her yerdesin, bilmekte görmektesin.. Zor gelmez asla sana “kûn feyekûn” dersin. Ya Rab “Ol!” dersen olur, bildim söyledim her dem..
Ben razı oldum senden.. Verdiğinden-vermediğinden.. Ve tasdik ettim gönülden.
Şahidsin her ânıma, sen de razı oluver benden.
Sen Âyetelkursi’den nerdesin?
Efendim, Ayetelkursi'nin, her namazdan sonra, gece yatmadan önce, arabaya binince vb. okunması konusunda teşvik eden pek çok hadis var malum.. Çünkü zırh gibidir hem manen hem maddeten koruyucudur.. Anlamını işte böylece bildikten, içimize yazdıktan sonra ancak anlıyoruz mesajı; Rabb’in bizi saran, dirilten gücünü..
Hiç bu yukarıdaki ayetleri okur da insan umutsuz olabilir mi? Korkar mı kimseden? Başına ne gelirse gelsin yıkılır mı?
Hayır tabii ki..işte bunun için ve de böyle okumalı daim; Hayatımızın içinde olsun, içimizde hayat olsun, diriltsin bizi her an diye..
Ya Rab, okuduklarımızı hayata geçirmeyi nasib eyle.. Bizleri daim seninle meşgul eyle.. Okuduğumuz sûreleri burada da orada da bize arkadaş eyle, amin.
Muhabbetle efendim..
Ayşe Reşad ''Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulşmak istiyorum...İlgili aramalar: muhsin yazıcıoğlu - üşüyorum - şiir - zengamemoo - zengamemo 12 MART-İstiklal Marşı’nın Kabulünün 88. YıldönümüBedirhan Gökçe yorumuyla...
İlgili aramalar: düzce - fuat - istiklal marşı - türk silahlı kuvvetleri PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ
Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed, Aylar bize hep Muharrem oldu! Akşam ne güneşli bir geceydi... Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu! Âlem bugün üç yüz elli milyon Mazlûma yaman bir âlem oldu: Çiğnendi harîm-i pâki şer'in; Nâmûsa yabancı mahrem oldu! Beyninde öten çanın sesinden Binlerce minâre ebkem oldu. Allah için, ey Nebiyy-i mâ’sûm, İslâm'ı bırakma böyle bîkes, İslâm'ı bırakma böyle mazlûm. Sıkıntılar Sabırla Sevaba Çevrilir...![]() Bir adam gelip şöyle sordu: – Ya Resulallah bana öyle bir anlayış haber ver ki onunla amel edince cennete gideyim! Şöyle cevap verdi Allah Resulü, cennete gitmek isteyen adama: – Allah’ın senin hakkındaki kaza ve kaderine razı ol, şikâyet etme, istediğine kavuştun gitti! * * * Evet, bir insan, Allah’ın kendisi hakkındaki takdirlerine nefsini razı eder de ne gelirse itaat edip, şikâyete yönelmezse gerçekten de cenneti kazandı gitti demektir. Neden böyle? Çünkü insanın hayatında hep iyi şeyler yaşanmaz. Bazen yokluk, hastalık, çeşitli sıkıntı hayatı sıkar, zorlaştırır. Dayanma gücünü azaltabilir...
İşte böyle anlarda Allah’ın takdirine rıza göstermek, Müslümanın temel vasfıdır. Bu temel vasfın imanlı insana kazandırdığı misilsiz sevabı Efendimiz (sas) bir hadislerinde şöyle ifade buyurmuşlardır: – Hayret ederim müminin Allah’ın takdiri karşısındaki teslimiyetine. Ona üzücü bir musibet verse sabreder kazanır. Sevindirici bir nimet lütfetse şükreder yine kazanır! Daha doğrusu kadere razı olan mümin, başına gelen her hali teslimiyetle karşıladığından rahatlık gelse de kazanır, sıkıntı gelse de kazanır. Kazaya rıza hali, onu bu makama, bu rahata yükseltir. Şurası bir gerçektir ki, insan hayatı boyunca maruz kaldığı sıkıntı ve musibetlere ne kadar dayanır, sabır ve teslimiyetle mukabele ederse o nispette olgunlaşır, Allah yanında makamı yükselir. Bu konuda bir hadislerinde Efendimiz (sas) Hazretleri şöyle buyuruyor: – Sıkıntı ve musibetlere sabreden insanlar Allah yanında öyle yüce makamlara mazhar olurlar ki, ibadetleriyle o makamlara çıkamazlar!. Nitekim bu konuyu bir misalle izah eden Lokman Hekim de şöyle der: – Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri meydana çıkarsa, Allah’ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri teslimiyet ve sabırla karşılayarak olgunlaşır, Allah’ın saf, temiz kulları olduklarını meydana çıkarmış olurlar. Başa gelen musibet ve sıkıntıları ikiye ayıran alimlerimiz derler ki: – Kulun maruz kaldığı musibetler bazen makamının yükselmesi için olur. Bazen de işlemiş olduğu günahın cezasının ahirete tehir edilmeyip burada verilmesinden dolayı olur. Her iki hal de kulun lehinedir. Kul bu inceliği bilirse tabi. Bu konuda yaşanmış şu olay fevkalede çarpıcı bir belge mahiyetindedir. Sahabeden bir zat cahiliye devrinde tanıdığı bir kadınla karşılaşır yolda. Sohbetten sonra ayrılıp da giderken kadına doğru bakarak yürüdüğünden ayağı çukura girip yere düşer, kolu kırılır. Doğruca Resulüllah’ın huzuruna gelen sahabi durumu aynen anlatınca Efendimiz (sas) şöyle açıklamada bulunur: – Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu günahının cezasını burada takdir eder, ahirete tehir etmez! Böylece kul burada cezasını çektiğinden ahirette kurtulur. Anlaşılan kolun kırılması, geriye doğru ısrarla bakmanın dünyevi bir cezası olarak yorumlanmıştır. * * * Başa gelen sıkıntı ve üzücü o olaylar ister makamın yükselmesi için gelsin, isterse günahın cezası olarak musallat olsun sonuçta sabreden kazanır. Hatta kaybediyor gibi görünürken kazanır. Allah’ın takdirine rıza inancı insanı böylesine teslimiyetli hale getirir. Bu inanç sıkıntılara dayanma gücü verir. İmanlı insanlar kolay kolay yıkılmaz, hep ayakta dururlar. Başkalarının boğulduğu yerlerde onların ayakları bile ıslanmaz. * * * Aslında korkulacak musibet dine gelen musibettir. Dinin emrini yaşama imkanından mahrum kalma musibetidir. Bu musibetin insana kazandıracak bir şeyi yoktur. Ama dünyevi musibetler zahmetini burada bırakır rahmetini ahirete seninle gönderir. Onun kazancı kesindir. Bundan dolayıdır ki, büyük alim Sehl’e şikâyette bulunan bir adam: – Evime hırsız girmiş ne var ne yok hepsini de çalıp gitmiş, dedi. Sehl ise şöyle cevap verdi: –Üzülme bunlar (dini değil) dünyevi musibetler. Ya kafana şeytan girse de kalbindeki imanını çalsa ne yapardın?
Yorumsuz bir eşek hikayesi…!Ankara İlahiyattan Prof Hayri Kırbaşoğlu’nun tercüme ettiği “Arab’ın eşeği” başlıklı yazıyı okuyunca, ‘hiç yorum yapmadan yayınlanacak bir hikaye’ diye düşündüm.
Arab’ın eşeği
Adamın birisinin tarlasına bir eşek girer. Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye başlar. Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın bu adam? Cevap vermesi zor bir soru! Adam hemen hızla eve gider. Alet edevatlarını getirir. İşin beklemeye tahammülü yok! Uzun bir sopa, bir çekiç, bir miktar çivi ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir. Mukavvanın üzerine şöyle yazar: "Ey eşek tarlamdam çık!"
Sonra mukavvayı uzun sopaya çakar çivi ve çekiçle…
Tarladaki ekinleri yemekte olan eşeğin yanına varır. Elindeki pankartı kaldırır ve sabahın köründen güneş batıncaya kadar elinde pankartla dikilir. Fakat eşek çıkmaz! Adam şaşkındır. "Belki de eşek pankartta ne yazıldığını anlamamıştır?" diye düşünür. Eve döner ve yatar uyur. Ertesi sabah çok sayıda pankart hazırlar. Çocuklarını ve komşularını da çağırır. Köy halkını galeyena getirir.
"Yani bir zirve toplar"
İnsanları kuyruklar halinde dizer. Ellerinde pankartlar:
"Ey eşek tarladan çık!" "Eşeğe ölüm!" "Yazıklar olsun sana ey eşek tarla sahibinden ne istiyorsun?"
Eşeğin ekinleri yemekte olduğu tarlanın etrafını çevirirler ve başlarlar slogan atmaya:
"Çık ey eşek, çıkmazsan fena olur! Eşek Eşek!”
Eşek yemeğe devam eder ve etrafında olup bitenlere dönüp bakmaz bile. Ertesi gün de güneş batar. İnsanlar bağırmaktan, slogan atmaktan yorulmuş ve sesleri kısılmıştır. Bakarlar ki eşek kendilerine aldırmıyor, dönerler evlerine.
Başka bir çözüm bulmak lazım!
Üçüncü günü sabahı Adam Eşeği çıkarmak için yeni bir plan yapar. Çünkü ekinler ha bitti ha bitecek hale gelmiştir.
Adam yeni icadını getirir. Eşeğin kuklası. Gerçek eşeğe çok benziyor. Eşeğin tarlada ekinleri yediği yere gelince, eşeğin gözleri önünde, Eşeğe çıkması için bağırıp duran kalabalık köylülerin önünde, Maket üzerine benzin döker ve eşek maketini ateşe verir.
Kalabalıklar tekbir getirir. Eşek de ateşin olduğu yere bakar sonra da umursamaksızın tarlada otlamaya devam eder. Amma da inatçı eşekmiş yahu!
Laftan anlamıyor. Bu sefer eşekle görüşmek için heyet gönderirler. Derler ki: “Tarla sahibi kendisinin tarlasından çıkmanı istiyor. Haklı olan o! Sana düşen çıkıp gitmek.” Eşek onlara bakar sonra otlamaya devam eder. Hiç onlara aldırmaz.
Başarısız birkaç girişimden sonra Adam başka bir aracı gönderir. Aracı eşeğe der ki:
“Tarla sahibi tarlanın bir kısmından vazgeçmeye hazır.” Eşek yemeye devam eder, dönüp bakmaz bile. “Üçte birini sana vermeye razı!” Eşek yine cevap vermez. "Yarısını verecek!" Eşekte yine cevap yok “Peki peki! İstediğin kadar alanı sen belirle, ama belirlediğin alanın dışına çıkma.”
Eşek başını kaldırır. Artık yiye yiye iyice doymuştur. Tarlanın kenarına doğru biraz ilerler. Kalabalığa bakar ve düşünür. İnsanlar sevinirler. Nihayet eşek anlaşmaya yanaştı. Tarla sahibi tahtaları getirir. Tarlayı ikiye böler. Eşeğin olduğu hisseyi ona bırakır.
Ertesi sabah tarla sahibini bir sürpriz beklemektedir. Eşek kendi hissesini bırakmış. Tarla sahibinin hissesine dalmış otlamaya burada devam ediyor.
Kardeşimiz tekrar pankartlara müracaat eder ve mitingler yapar. Anlaşılan faydası yok. Bu eşek laftan anlamıyor. Galiba bu, bu yörenin eşeği değil herhalde başka bir köyden gelme. Adam artık tarlanın tamamını eşeğe bırakmayı ve başka bir köye gidip yeni bir tarla edinmeyi düşünmeye başlar.
Bu ümitsizce çabalara işgalci, inatçı, mütekebbir, saldırgan ve zarar kaynağı eşeği çıkarmak için sergilenen bu çabalara katkıda bulunmak için küçük bir oğlan çocuğu da kalabalığın olduğu alana gelmişti.
Çocuk kalabalıkları yararak tarlaya girdi. Eşeğin yanına vardı. Küçük bir sopa ile eşeğin kıçına vurdu. O da ne? Eşek dört nala tarlayı terk ediyor!
" Hay Allah!" diye bağırır herkes. "Bu ufaklık hepimizi rezil etti" Hepimizi komşu köyler nezdindede maskara edecek Hemen oğlan çocuğunu oracıkta öldürürler, eşeği de tekrar tarlaya sokarlar ve çocuğun "şehit olduğu" haberini etrafa yayarlar.
Sait ÇAMLICA
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|